14-04-2020, 23:34
(Son Düzenleme: 15-04-2020, 12:39, Düzenleyen: FokluGeneral.)
İmparatorluk Naibi Mary Lancaster (1572-1582)
Bu duruma düşeceğimi asla tahmin edemezdim. Bu kadar trajedi, bitmeyen bu acı beni mahvediyor. Yedi yıl önce gencecik bir kız iken Viyana'ya ilk geldiğim günü hatırlıyorum. Eşim olacak Friedrich'i ilk gördüğümde ona karşı bir şeyler hissettiğimi anlamıştım. O da ilk görüşte bana sevdalanmış, o günden sonra onunla beraber geçirdiğim her an bana cennet gibi gelmişti. Tanrım, neden onu yanına bu kadar erken aldın?... Bitmeyen bir üzüntü ile kendimi yaralamak ne bana bir şey kazandırır, ne de benim gibi asil bir insana yakışır. Ben Avrupa'nın en soylu iki hanedanının kesişim noktası, Kutsal Roma İmparatoru ve Avusturya Arşidükü V.Friedrich von Habsburg'un eşi Arşidüşes Mary Lancaster'ım! Şu an beş yaşında olan oğlum Leopold uygun yaşa gelip babası gibi saygıdeğer bir hükümdar olana kadar Avusturya Arşidüklüğü'nü ben idare edecek ve bu süre zarfında da oğlumun en iyi şekilde yetişmesini sağlayacağım.
Din savaşları devam ediyor ve artık kocamı canından eden bu savaşın bitmesi benim için hayatımın en önemli meselesi haline geldi. Halihazırda ordularımız Osmanlı askerleri üzerine yürümekteler.


Ordular, Kesriye'de Osmanlı askerleri ile karşı karşıya geldi. Karşımızda darmaduman oldular.

Kendinden önceki nice sapkın hükümdarlar gibi Hamburg hükümdarı da bize tazminat ödemek ve Katolikliğe geri dönmek zorunda kaldı.

Bugün savaşta bize destek olan iki müttefikimizin iç meseleleri hakkında kulağıma haberler ulaştı. Kardeşim Cecilia bana yolladığı mektupta ne yazık ki memleketim İngiltere'nin son iki üç yılda kan kaybettiğini, ailemin entrikalarla çalkalandığını ve değişen Avrupa düzenine ayak uydurmakta zorlandıkları için İngiltere Krallığı'nın eski şanından eser kalmadığını iletti. Buna oldukça üzüldüm. Umarım memleketim bir gün eski, güzel günlerine geri döner. Bunun yanı sıra Papanın ülkesi Danimarka'da hanedan değişmiş ve soylu isyanları baş göstermişti.

Biz soylu bir şekilde savaşımıza devam ederken düzenbaz Fransızlar fırsattan istifade tüccarlarımızın ismini karalama kampanyası başlatmış. Hoş, ileride bir gün kendi tüccarları köy pazarına bile alınmayacak kadar itibar kaybetmiş duruma gelecek.

Ordumuz Balkanlardaki kuşatmalara devam ederken Osmanlılar yine becerebildikleri en iyi şeyi yapıyor, üç beş Saksonyalı askerin desteğiyle sinsice ve ödlekçe Litvanya Dükü'ne bağlı kaleleri ele geçirmeye çalışıyorlardı.

Ordularım bize ait olanları geri almaya devam ediyor. Konstantinapol yeniden bizim kontrolümüzde. Bu şehir ebediyen Habsburg yönetimi altına kalmalı.

Friesland Prensi'nin de teslim olmasıyla beraber Protestan Ligi'nde lider Saskonya ve Osmanlılar haricinde kimse kalmadı. Onlarda yakında acı bir mağlubiyet tadacak.

Kocam uzun zaman önce bana Protestanlığın ve Katolikliğin bahane olduğunu, şu anda yönettiğim savaşın asıl sebebinin İmparatorlukta Habsburg Hanedanı'na karşı kurulan bir komployu gerçekleştirmek olduğunu anlatmıştı. Yani aslında bu savaş çoğularınca Tanrı'nın değil, Habsburgların ya da Habsburg karşıtlarının takdirini kazanmak için savaşılmıştı. Yine de buna istisna oluşturan iman dolu yürekler de vardı. Dün sarayımda ağırladığım Liege Dükü ile yaptığım sohbet esnasında anlamıştım ki bu insan gerçekten de Tanrı'nın kurallarına bire bir bağlı, mücadelesini inancı için vermiş olan gerçek bir mümindi. İmparatorluğumuzda böyle asil hükümdarların var olması benim ve ülkem için büyük bir kıvanç kaynağıdır.

Askeri gücümüzün karşısında hiç şansı bulunmayan Osmanlı orduları Litvanya toprakları üzerindeki bir takım muharebelerden sonra can havliyle Anadolu'ya kaçışmaya başladı.


Daha iki asır önce denizle tanışan Osmanlıların tüm umutlarını Marmara Denizi'ne kurdukları donanma blokajına bağlaması ne kadar gülünç. Bu durumu daha da gülünç hale getiren ise donanmalarının Amiral Franz Stefan von Stark tarafından yenilmesinin hemen ardından kalan gemilerini de Karadeniz'e kaçırmış olmaları. Boğazların geçilebilir hale gelmesiyle beraber ordularımız Anadolu içlerine doğru ilerlemeye başladı.


Habsburg Hanedanı Avrupa'da genişlemeye devam ediyor. IV.Kasimir'in büyük torunu da olan kocamın kuzeni Franz Stefan von Habsburg Polonya soylularının yaptığı seçim sonucu Polonya Tahtı'na seçildi. Bu sayede halihazırda sorgulanamaz meşruluğumuz ve saygınlığımız tavan yaptı.

Bilimi çok seven ancak bu konudaki çalışmalarını devam ettirmeye ömrü el vermeyen kocamın görevini ben devraldım ve bilimsel konudaki bir çok farklı çalışmayı destekledim. Bu da ülkemizde özellikle yeni yöntemlerle yapılan üretim sonucu refahın artmasını sağladı. Ayrıca etrafımdaki insanların daha aydın kişilikli olması da yolsuzluğun azaltılması konusunda bana oldukça yarar sağlamakta.

Bizimle mücadelesinde başarı elde edemeyen Osmanlı'ya bir darbe de Türklerin ta kendisinden geldi. Konstantinapol'ün önde gelen isimlerinden Kesriyeli Abdülhamid Efendi bu savaşta bize olan desteğini bizzat ilan etti. Yaşadıkları şehri "Konstantiniyye" olarak telaffuz edenler bile seviyesiz Osmanlı yönetimini desteklemiyor.

Osmanlıların yeni başkenti Kastamonu'yu kuşatan komutanımın anlattığına göre burası ormanın içinde köyden hallice bir yerleşim yeriymiş. Beter olsunlar! Kocamın katilleri medeniyetin içinde yaşamayı hak etmiyor.

Anadolu'nun çoğunluğu bizim kontrolümüz altına girmişken ve kaleleri birer birer düşerken Osmanlılar bir kere bire karşımıza çıkmaya cüret edemedi.

Kocamın katili o alçakla yüzleşme vakti... Kahire'ye kaçmayı planlayan Osmanlı Padişahı Kayseri'de askerlerim tarafından ele geçirildi ve elleri zincirlenerek aynı bir savaş esiri gibi Konstantinapol'e getirildi. Ben de bu haberi alır almaz atlı arabama binerek iki ay gibi bir sürede barış antlaşmasının yapılacağı Topkapı Sarayı'na ulaştım. Padişah yanıma getirildiğinde sanki zevkle kocamın vahşice katlini emretmiş bir cani değil bir mazlum tavırları sergiliyor, yüzüme bakmadan sessiz sakin başını öne eğmiş vaziyette bekliyordu. Gözümün önünden kocamla geçirdiğim güzel vakitlere ait hatıralar geçti, o anda içim son üç yılın acısını çıkartırcasına hayatımda hatırlamadığım kadar kudretli bir öfke ile dolup taştı. Artık dayanamıyordum, avazım çıktığı kadar bağırdım "NEDEN KOCAMIN HAYATINA SON VERDİN, SENİN UTANMAN YOK MU AŞAĞILIK CANİ?" Çıkardığım ses o kadar yüksekti ki haklı haykırışım Anadolu'dan, Viyana'dan, Londra'dan duyulmuş, dünyanın dört bir yanında yankılanmıştı. O ise hiç tepki vermiyordu. Karşıma zorla oturtturulurken ve ben taleplerimi sıralarken bu tutumu hiç değişmedi, sanki Habsburgların Osmanlılar üzerindeki nihai üstünlüğünü kabullenmiş gibiydi.
Taleplerimi sıraladım ve sözümün bitmesiyle beraber padişahın yanındaki Osmanlı katibi antlaşma belgisini imzaladı. Osmanlı Devleti Marmara Denizi'ne kıyısı olan tüm vilayetleri Avusturya Arşidüklüğü'ne devretmeyi, Karabağ Kontluğu'nu serbest bırakmayı ve bize yüklü bir savaş tazminatı ödemeyi kabul etmişti.


Biz soylu bir şekilde savaşımıza devam ederken düzenbaz Fransızlar fırsattan istifade tüccarlarımızın ismini karalama kampanyası başlatmış. Hoş, ileride bir gün kendi tüccarları köy pazarına bile alınmayacak kadar itibar kaybetmiş duruma gelecek.

Ordumuz Balkanlardaki kuşatmalara devam ederken Osmanlılar yine becerebildikleri en iyi şeyi yapıyor, üç beş Saksonyalı askerin desteğiyle sinsice ve ödlekçe Litvanya Dükü'ne bağlı kaleleri ele geçirmeye çalışıyorlardı.

Ordularım bize ait olanları geri almaya devam ediyor. Konstantinapol yeniden bizim kontrolümüzde. Bu şehir ebediyen Habsburg yönetimi altına kalmalı.

Friesland Prensi'nin de teslim olmasıyla beraber Protestan Ligi'nde lider Saskonya ve Osmanlılar haricinde kimse kalmadı. Onlarda yakında acı bir mağlubiyet tadacak.

Kocam uzun zaman önce bana Protestanlığın ve Katolikliğin bahane olduğunu, şu anda yönettiğim savaşın asıl sebebinin İmparatorlukta Habsburg Hanedanı'na karşı kurulan bir komployu gerçekleştirmek olduğunu anlatmıştı. Yani aslında bu savaş çoğularınca Tanrı'nın değil, Habsburgların ya da Habsburg karşıtlarının takdirini kazanmak için savaşılmıştı. Yine de buna istisna oluşturan iman dolu yürekler de vardı. Dün sarayımda ağırladığım Liege Dükü ile yaptığım sohbet esnasında anlamıştım ki bu insan gerçekten de Tanrı'nın kurallarına bire bir bağlı, mücadelesini inancı için vermiş olan gerçek bir mümindi. İmparatorluğumuzda böyle asil hükümdarların var olması benim ve ülkem için büyük bir kıvanç kaynağıdır.

Askeri gücümüzün karşısında hiç şansı bulunmayan Osmanlı orduları Litvanya toprakları üzerindeki bir takım muharebelerden sonra can havliyle Anadolu'ya kaçışmaya başladı.


Daha iki asır önce denizle tanışan Osmanlıların tüm umutlarını Marmara Denizi'ne kurdukları donanma blokajına bağlaması ne kadar gülünç. Bu durumu daha da gülünç hale getiren ise donanmalarının Amiral Franz Stefan von Stark tarafından yenilmesinin hemen ardından kalan gemilerini de Karadeniz'e kaçırmış olmaları. Boğazların geçilebilir hale gelmesiyle beraber ordularımız Anadolu içlerine doğru ilerlemeye başladı.


Habsburg Hanedanı Avrupa'da genişlemeye devam ediyor. IV.Kasimir'in büyük torunu da olan kocamın kuzeni Franz Stefan von Habsburg Polonya soylularının yaptığı seçim sonucu Polonya Tahtı'na seçildi. Bu sayede halihazırda sorgulanamaz meşruluğumuz ve saygınlığımız tavan yaptı.

Bilimi çok seven ancak bu konudaki çalışmalarını devam ettirmeye ömrü el vermeyen kocamın görevini ben devraldım ve bilimsel konudaki bir çok farklı çalışmayı destekledim. Bu da ülkemizde özellikle yeni yöntemlerle yapılan üretim sonucu refahın artmasını sağladı. Ayrıca etrafımdaki insanların daha aydın kişilikli olması da yolsuzluğun azaltılması konusunda bana oldukça yarar sağlamakta.

Bizimle mücadelesinde başarı elde edemeyen Osmanlı'ya bir darbe de Türklerin ta kendisinden geldi. Konstantinapol'ün önde gelen isimlerinden Kesriyeli Abdülhamid Efendi bu savaşta bize olan desteğini bizzat ilan etti. Yaşadıkları şehri "Konstantiniyye" olarak telaffuz edenler bile seviyesiz Osmanlı yönetimini desteklemiyor.

Osmanlıların yeni başkenti Kastamonu'yu kuşatan komutanımın anlattığına göre burası ormanın içinde köyden hallice bir yerleşim yeriymiş. Beter olsunlar! Kocamın katilleri medeniyetin içinde yaşamayı hak etmiyor.

Anadolu'nun çoğunluğu bizim kontrolümüz altına girmişken ve kaleleri birer birer düşerken Osmanlılar bir kere bire karşımıza çıkmaya cüret edemedi.

Kocamın katili o alçakla yüzleşme vakti... Kahire'ye kaçmayı planlayan Osmanlı Padişahı Kayseri'de askerlerim tarafından ele geçirildi ve elleri zincirlenerek aynı bir savaş esiri gibi Konstantinapol'e getirildi. Ben de bu haberi alır almaz atlı arabama binerek iki ay gibi bir sürede barış antlaşmasının yapılacağı Topkapı Sarayı'na ulaştım. Padişah yanıma getirildiğinde sanki zevkle kocamın vahşice katlini emretmiş bir cani değil bir mazlum tavırları sergiliyor, yüzüme bakmadan sessiz sakin başını öne eğmiş vaziyette bekliyordu. Gözümün önünden kocamla geçirdiğim güzel vakitlere ait hatıralar geçti, o anda içim son üç yılın acısını çıkartırcasına hayatımda hatırlamadığım kadar kudretli bir öfke ile dolup taştı. Artık dayanamıyordum, avazım çıktığı kadar bağırdım "NEDEN KOCAMIN HAYATINA SON VERDİN, SENİN UTANMAN YOK MU AŞAĞILIK CANİ?" Çıkardığım ses o kadar yüksekti ki haklı haykırışım Anadolu'dan, Viyana'dan, Londra'dan duyulmuş, dünyanın dört bir yanında yankılanmıştı. O ise hiç tepki vermiyordu. Karşıma zorla oturtturulurken ve ben taleplerimi sıralarken bu tutumu hiç değişmedi, sanki Habsburgların Osmanlılar üzerindeki nihai üstünlüğünü kabullenmiş gibiydi.
Taleplerimi sıraladım ve sözümün bitmesiyle beraber padişahın yanındaki Osmanlı katibi antlaşma belgisini imzaladı. Osmanlı Devleti Marmara Denizi'ne kıyısı olan tüm vilayetleri Avusturya Arşidüklüğü'ne devretmeyi, Karabağ Kontluğu'nu serbest bırakmayı ve bize yüklü bir savaş tazminatı ödemeyi kabul etmişti.

Çok geçmeden Saksonya Krallığı ile de bir barış antlaşması imzalandı. Yaptığı başkaldırının bedelini ağır ödeyen Saksonya Kralı toprağını gasp ettiği düklere topraklarını geri vermeyi, başkentini benim yönettiğim Bohemya Krallığına vermeyi ve en sonunda hak dine geri dönmeyi kabul etmek zorunda kaldı. Böylece 1566 yılının ilk gününde kurulmuş olan Evanjelist Birliği daha onuncu yılını dolduramadan 1575 yılı ile eş zamanlı olarak miadını doldurmuş oldu. Sapkınlıkla beslenen bu yılanın başının ezilmesiyle birlikte hak dinimiz Katoliklik bir daha Kutsal Roma İmparatorluğunun resmi dini konumuna gelmiş, sapkın elektörler görevlerinden azledilmişti. En sonunda kocamın hayalini gerçekleştirebilmiş ve Tanrı'nın isteğine uygun bir yönetimin oluşmasını sağlamıştım.

Anadolu'da fethettiğim topraklarda bir gezintiye çıktım. Ne güzel topraklardı buralar! Özellikle İzmit kenti ve etrafı kocamın görebilseydi huzur bulacağı doğal güzelliklere sahipti. Ayrıca bu bölgede asırlar önce dinimiz ve Tanrı'nın mesajının insanlara iletilmesi açısından büyük önemi olan İznik Konsili'nin toplandığı İznik kenti vardı. Kocam da hak dinin yaygınlaşması ve Tanrı'nın mesajının yaygınlaşması için büyük çaba göstermiş, bu yolda canından olmuştu. Onun ismini onurlandırmalıydım. Uzun süre düşündüm ve dinimiz için önemli olan bu bölgede onun isminin yaşatılması gerektiğine karar verdim. Bugünden sonra bu vilayetin adı "Frederichburg" olacaktır.

Viyana'ya döner dönmez İmparatorlukta büyük bir Katolikleşme Hareketi başlattım. Bu hareket devletimin hem dini hem de politik açıdan otorite kazanmasına katkı sağlayacaktı.

Öncelikle Katolik olan Münster ve Verden Dükleri ile Bavyera Kralı'nı Kutsal Roma İmparatorluğu'nun yeni elektörleri olarak atadım.

Ardından gönderdiğim elçiler ile imparatorluktaki çoğu yöneticiye hak dine dönmeleri konusunda çağrıda bulundum. Artık Protestanlığın ya da Reformistliğin onlara fayda etmeyeceğini anlamış olmalılar ki çağrıma uydular. İmparatorluk eskiden olduğu gibi Katolik bir çoğunluğa doğru yol alıyordu.


Bu Katolikleştirme Hareketi'nin ilk dalgasının sonucu olarak Kutsal Roma İmparatorluğu eskisi gibi Habsburgları destekleyen, bünyesinde bir çok prensi barındıran bir yapı haline bürünmüştü. Yine de merkezi otorite olan benim ve soyumun hakimiyetini pekiştirebilmesi için bu Katolikleştirme Hareketi'nin devam ettirilmesi elzemdir.

Dış meselelerle uğraştıktan sonra bir süre halkımın durumu hakkında araştırmada bulundum. Her ne kadar hepsi şanlı ordumuzu ve ülkemizi her ne pahasına savunacaklarını belirtse de uzun süre süren savaş ortamı hayatlarını zorlaştırmıştı. Bu zorluklarını hafifletmek adına bir süre vergi kesintisi yapmaya karar verdim. Sonuçta ekonomimiz güçlüydü.

Yaptırdığım başka bir araştırma ise Yeni Dünya'nın durumu hakkındaydı. Çoğunluğu hala keşfedilmemiş bu kıtadaki en güçlü koloniler müttefikimiz İspanya'ya aitken Fransa ve Portekiz daha küçük çaplı kolonileri idare etmekte, birçok yerli kabile ise hastalıklarla boğuşmaktaydı.

Anadolu'da fethettiğim topraklarda bir gezintiye çıktım. Ne güzel topraklardı buralar! Özellikle İzmit kenti ve etrafı kocamın görebilseydi huzur bulacağı doğal güzelliklere sahipti. Ayrıca bu bölgede asırlar önce dinimiz ve Tanrı'nın mesajının insanlara iletilmesi açısından büyük önemi olan İznik Konsili'nin toplandığı İznik kenti vardı. Kocam da hak dinin yaygınlaşması ve Tanrı'nın mesajının yaygınlaşması için büyük çaba göstermiş, bu yolda canından olmuştu. Onun ismini onurlandırmalıydım. Uzun süre düşündüm ve dinimiz için önemli olan bu bölgede onun isminin yaşatılması gerektiğine karar verdim. Bugünden sonra bu vilayetin adı "Frederichburg" olacaktır.

Viyana'ya döner dönmez İmparatorlukta büyük bir Katolikleşme Hareketi başlattım. Bu hareket devletimin hem dini hem de politik açıdan otorite kazanmasına katkı sağlayacaktı.

Öncelikle Katolik olan Münster ve Verden Dükleri ile Bavyera Kralı'nı Kutsal Roma İmparatorluğu'nun yeni elektörleri olarak atadım.

Ardından gönderdiğim elçiler ile imparatorluktaki çoğu yöneticiye hak dine dönmeleri konusunda çağrıda bulundum. Artık Protestanlığın ya da Reformistliğin onlara fayda etmeyeceğini anlamış olmalılar ki çağrıma uydular. İmparatorluk eskiden olduğu gibi Katolik bir çoğunluğa doğru yol alıyordu.


Bu Katolikleştirme Hareketi'nin ilk dalgasının sonucu olarak Kutsal Roma İmparatorluğu eskisi gibi Habsburgları destekleyen, bünyesinde bir çok prensi barındıran bir yapı haline bürünmüştü. Yine de merkezi otorite olan benim ve soyumun hakimiyetini pekiştirebilmesi için bu Katolikleştirme Hareketi'nin devam ettirilmesi elzemdir.

Dış meselelerle uğraştıktan sonra bir süre halkımın durumu hakkında araştırmada bulundum. Her ne kadar hepsi şanlı ordumuzu ve ülkemizi her ne pahasına savunacaklarını belirtse de uzun süre süren savaş ortamı hayatlarını zorlaştırmıştı. Bu zorluklarını hafifletmek adına bir süre vergi kesintisi yapmaya karar verdim. Sonuçta ekonomimiz güçlüydü.

Yaptırdığım başka bir araştırma ise Yeni Dünya'nın durumu hakkındaydı. Çoğunluğu hala keşfedilmemiş bu kıtadaki en güçlü koloniler müttefikimiz İspanya'ya aitken Fransa ve Portekiz daha küçük çaplı kolonileri idare etmekte, birçok yerli kabile ise hastalıklarla boğuşmaktaydı.

Uzun süre boyunca Avusturya Arşidükü tarafından yönetilen Bohemya Tahtı'nın ülkemize bağlanma vakti artık gelmişti. Danışmanlarıma bu konuda gerekli bürokratik işlemelerin başlatılması emrini verdim.

Denizin ötesinden gelen amansız bir hastalık İtalya'daki liman kentlerimizde hayatı durma noktasına getirmişti. Bir oğlumu böyle bir hastalığa kaybettim, halkımın bu hastalıktan zarar görmesine izin vermeyeceğim! Hemen gerekli tedbirlerin alınmasını sağladım.

Birkaç yıl önce müttefikliğimizi bozan Rus Çarı'nın oğlu olan yeni Çar bizimle oldukça dostane ilişkilere sahipti. Onlara sunduğum müttefiklik teklifini kabul ettiler. Kocamın bana eskiden anlattığı gibi doğudan yükselen bu gücü kendi lehimize kullanmalıyız.

Ülkemin hem Avrupa'daki hem de İmparatorluk içindeki itibarını arttırmak için bir süreliğine diplomatik alandaki çalışmalara ağırlık vermeyi uygun gördüm.

Ben diplomatik itibarımızı arttırmaya çalışırken sarayımdaki bazı hadsizler yolsuzluk yaparak şerefimize leke sürüyor! En kısa sürede bu hadsizlerin kökü kazınacak!

İtibarları beş paralık olmuş olan Saksonya Krallığı ile kraliyet evliliği yaptık. Amacımız basiretsiz yöneticileri tarafından dalga konusu haline getirilmiş Saksonya'yı Habsburg yönetimi altına sokarak tekrar eski günlerine getirmek.

Kocamın mirasını devam ettirmek için attığım bir adım da onun ömrünün düzenlemeye yetmediği Milano seferini düzenlemek oldu. Müttefiklerimi de arkama alarak başka düklerden toprak gasp eden Milano Dükü'ne savaş ilan ettim.

Ordularım batıya doğru hareket ederken kulağıma gelen bir duyum beni çok sevindirdi. Timur Sultanı I.Hüseyin Osmanlılara savaş açma hazırlığı yapıyormuş. Aşağılık Osmanlılar 175 yıl önce olduğu gibi Timurların gazabını çok yoğun bir biçimde hissedecekler.

Biz kalelerini kuşatırken Fransa'ya kaçan Milano Düklüğü ordularını askerlerim Picardie'de çok ağır bir yenilgiye uğrattı. Biz sadece bin asker kayıp verirken onların 17 bin kişilik ordusu tamamen imha edildi.

Denizin ötesinden gelen amansız bir hastalık İtalya'daki liman kentlerimizde hayatı durma noktasına getirmişti. Bir oğlumu böyle bir hastalığa kaybettim, halkımın bu hastalıktan zarar görmesine izin vermeyeceğim! Hemen gerekli tedbirlerin alınmasını sağladım.

Birkaç yıl önce müttefikliğimizi bozan Rus Çarı'nın oğlu olan yeni Çar bizimle oldukça dostane ilişkilere sahipti. Onlara sunduğum müttefiklik teklifini kabul ettiler. Kocamın bana eskiden anlattığı gibi doğudan yükselen bu gücü kendi lehimize kullanmalıyız.

Ülkemin hem Avrupa'daki hem de İmparatorluk içindeki itibarını arttırmak için bir süreliğine diplomatik alandaki çalışmalara ağırlık vermeyi uygun gördüm.

Ben diplomatik itibarımızı arttırmaya çalışırken sarayımdaki bazı hadsizler yolsuzluk yaparak şerefimize leke sürüyor! En kısa sürede bu hadsizlerin kökü kazınacak!

İtibarları beş paralık olmuş olan Saksonya Krallığı ile kraliyet evliliği yaptık. Amacımız basiretsiz yöneticileri tarafından dalga konusu haline getirilmiş Saksonya'yı Habsburg yönetimi altına sokarak tekrar eski günlerine getirmek.

Kocamın mirasını devam ettirmek için attığım bir adım da onun ömrünün düzenlemeye yetmediği Milano seferini düzenlemek oldu. Müttefiklerimi de arkama alarak başka düklerden toprak gasp eden Milano Dükü'ne savaş ilan ettim.

Ordularım batıya doğru hareket ederken kulağıma gelen bir duyum beni çok sevindirdi. Timur Sultanı I.Hüseyin Osmanlılara savaş açma hazırlığı yapıyormuş. Aşağılık Osmanlılar 175 yıl önce olduğu gibi Timurların gazabını çok yoğun bir biçimde hissedecekler.

Biz kalelerini kuşatırken Fransa'ya kaçan Milano Düklüğü ordularını askerlerim Picardie'de çok ağır bir yenilgiye uğrattı. Biz sadece bin asker kayıp verirken onların 17 bin kişilik ordusu tamamen imha edildi.

Kocamdan öğrendiğim en önemli bilgilerden birisi teknolojik gelişmelerin ülkemize hızlıca getirilmesinin askeri ve idari gücümüze katkıda bulunacağı olmuştu. Bu bilgiyle yola çıkarak teknolojik gelişmelerin yayılmasını hızlandırmak için ülke genelinde yeni bürolar kurdurdum.

Savaşta Milano'yu destekleyen Provence Dükü'nü dizimize getirmiştik. Uzun yıllar önce kontu tarafından bize bırakılan ancak gasp edilen Barrois vilayetini sonunda Avusturya'ya devretti. Ayrıca Katolik Avignon Piskoposluğu'na da bağımsızlık vermek zorunda kaldı.

Ondan sonra da sıra toprak hırsızlığının ustası sapkın Milano Dükü'ne gelmişti. Onu bir daha hırsızlık yapmamasını sağlayacak ağır bir barış antlaşmasını kabul etmek zorunda bıraktım. Milano şehri ve etrafındaki vilayetler Avusturya'ya verildi. Savoy Dükalığı'na bağımsızlığı geri verildi ve sapkın Milano Dükü hak dine dönmek zorunda kaldı.

Sonunda ülkemin toprak bütünlüğü sağlanmıştı. Ancak son dönemlerde topraklarımızın bu denli hızlı genişlemesi bir miktar siyasi istikrarsızlığa yol açtı. Hemen yeni fethedilen vilayetlerde teşkilatlanmalar kurdurdum ve böylece istikrarsızlığın önüne geçmeye çalıştım.

Bu siyasi istikrarsızlığın yankıları ülkenin farklı yerlerinde kendini göstermeye başlamıştı. Bosna bölgesindeki valilerim bana vilayetlerinde ayrılıkçı düşüncelerin filizlenmeye başladığını aktardı.

Saldırgan bir şekilde büyüdüğümüzü ve zalimlik yaptığımızı savunan bir çok İmparatorluk üyesi ülkemize karşı bir ittifak kurdular. Rahmetli kocamın ne kadar haklı olduğunu bir daha anladım. Önce "din" adı altında bize birleşmişlerdi, şimdi ise "zalimliklerimize karşı" birleştiklerini iddia ediyorlar. Bahaneleri hep değişti ancak Habsburg Hanedanı'na karşı kurulan komplo hiç bir zaman sona ermedi. İstedikleri kadar ittifaka girsinler, başında ben ve soyum olduğu sürece kimse Avusturya Arşidüklüğü'ne karşı zafer elde edemeyecek!

Fetih yapmak konusundaki haklılığımızı kanıtlamak ve bize yöneltilen bu komployu kırmak amacıyla İmparatorluk içinde bir çok farklı yöneticiye elçiler gönderdim.

Kocamın mirasını devam ettirmek amacıyla bilime destek vermem meyvesini vermişti. Ülkemdeki bir takım mucit bir araya gelerek oldukça önemli askeri teçhizatlar geliştirdi. Bu teçhizatlar sayesinde ülkemizin ordusu açık ara farkla dünyanın en güçlü ordusu haline gelmişti.


Ahh... Ahh.. ben ülkemizin itibarını geliştirmeye çalışıyorum, benim adıma çalışan diplomatlar ise gittikleri yerlerde kaba tavırlarıyla nam salıyor. Önce yolsuzlar, şimdi ise bunlar. Yakın zamanda sarayımda bir çok kişi kovmam gerekecek.

Bu sene ülkemizin bazı bölgelerinde yaşanan kuraklık sebebiyle bazı şehirlerde tahıl kıtlığı yaşanmaya başlamıştı. Halkımın ve ülkeme gelir getiren tüccarların memnuniyeti benim için oldukça önemli. Bu yüzden hazinemde bulunan bir miktar parayı halka gıda yardımı yapılması için ayırdım.

Halkıma yaptığım yardımlar bununla sınırlı kalmadı. Ülkemdeki refah seviyesinin artması adına bazı şehirlerde imar faaliyetleri yürütülmesi için emir verdim. Özellikle yaptırdığım imalathaneler halka büyük yarar sağlayacak.


Savaşta Milano'yu destekleyen Provence Dükü'nü dizimize getirmiştik. Uzun yıllar önce kontu tarafından bize bırakılan ancak gasp edilen Barrois vilayetini sonunda Avusturya'ya devretti. Ayrıca Katolik Avignon Piskoposluğu'na da bağımsızlık vermek zorunda kaldı.

Ondan sonra da sıra toprak hırsızlığının ustası sapkın Milano Dükü'ne gelmişti. Onu bir daha hırsızlık yapmamasını sağlayacak ağır bir barış antlaşmasını kabul etmek zorunda bıraktım. Milano şehri ve etrafındaki vilayetler Avusturya'ya verildi. Savoy Dükalığı'na bağımsızlığı geri verildi ve sapkın Milano Dükü hak dine dönmek zorunda kaldı.

Sonunda ülkemin toprak bütünlüğü sağlanmıştı. Ancak son dönemlerde topraklarımızın bu denli hızlı genişlemesi bir miktar siyasi istikrarsızlığa yol açtı. Hemen yeni fethedilen vilayetlerde teşkilatlanmalar kurdurdum ve böylece istikrarsızlığın önüne geçmeye çalıştım.

Bu siyasi istikrarsızlığın yankıları ülkenin farklı yerlerinde kendini göstermeye başlamıştı. Bosna bölgesindeki valilerim bana vilayetlerinde ayrılıkçı düşüncelerin filizlenmeye başladığını aktardı.

Saldırgan bir şekilde büyüdüğümüzü ve zalimlik yaptığımızı savunan bir çok İmparatorluk üyesi ülkemize karşı bir ittifak kurdular. Rahmetli kocamın ne kadar haklı olduğunu bir daha anladım. Önce "din" adı altında bize birleşmişlerdi, şimdi ise "zalimliklerimize karşı" birleştiklerini iddia ediyorlar. Bahaneleri hep değişti ancak Habsburg Hanedanı'na karşı kurulan komplo hiç bir zaman sona ermedi. İstedikleri kadar ittifaka girsinler, başında ben ve soyum olduğu sürece kimse Avusturya Arşidüklüğü'ne karşı zafer elde edemeyecek!

Fetih yapmak konusundaki haklılığımızı kanıtlamak ve bize yöneltilen bu komployu kırmak amacıyla İmparatorluk içinde bir çok farklı yöneticiye elçiler gönderdim.

Kocamın mirasını devam ettirmek amacıyla bilime destek vermem meyvesini vermişti. Ülkemdeki bir takım mucit bir araya gelerek oldukça önemli askeri teçhizatlar geliştirdi. Bu teçhizatlar sayesinde ülkemizin ordusu açık ara farkla dünyanın en güçlü ordusu haline gelmişti.


Ahh... Ahh.. ben ülkemizin itibarını geliştirmeye çalışıyorum, benim adıma çalışan diplomatlar ise gittikleri yerlerde kaba tavırlarıyla nam salıyor. Önce yolsuzlar, şimdi ise bunlar. Yakın zamanda sarayımda bir çok kişi kovmam gerekecek.

Bu sene ülkemizin bazı bölgelerinde yaşanan kuraklık sebebiyle bazı şehirlerde tahıl kıtlığı yaşanmaya başlamıştı. Halkımın ve ülkeme gelir getiren tüccarların memnuniyeti benim için oldukça önemli. Bu yüzden hazinemde bulunan bir miktar parayı halka gıda yardımı yapılması için ayırdım.

Halkıma yaptığım yardımlar bununla sınırlı kalmadı. Ülkemdeki refah seviyesinin artması adına bazı şehirlerde imar faaliyetleri yürütülmesi için emir verdim. Özellikle yaptırdığım imalathaneler halka büyük yarar sağlayacak.

İmparatorluğumdaki yüksek rütbeli bir piskoposun açık açık sapkınlık propagandası yaptığını duyunca oldukça sinirlendim. Ancak bir çok prensin "zalimliğimi" bahane ederek bana saldırmak için fırsat bekleyen bir ittifaka üye olması sebebiyle onların eline koz vermek istemedim ve geçici olarak bu piskoposa müdahale etmeme kararı aldım.

Soğuk bir kış günüydü. Viyana karlar altında kalmıştı. Fransız elçisi sarayıma gelerek küstah bir biçimde krallarının bize karşı olan ittifaka katıldığını duyurdu. Tam salondan çıkmak üzereyken İspanyol elçisi koşa koşa huzuruma çıktı. Kocamın Kuzeni İspanya Kralı Felipe'nin Fransa'ya saldırmak üzere olduğunu ve bizi savaşa çağırdığını bana söyledi. Büyük bir kıvanç duyarak olumlu yanıt verdim. Bunu duyar duymaz koşar adımlarla Viyana'ya terk eden Fransız elçisi ise bu kıvancımı ikiye katladı.
Karşımızda Fransa'nın yanı sıra Cenevizliler, Portekiz Krallığı ve Utrecht Düklüğü de vardı. Yine de orduları bizim ordularımızla karşılaştırıldığında hem nitelik hem nicelik bakımından daha zayıftı. Zafer kaçınılmazdı. İki Habsburg tahtı beraber çalışarak Avrupa'yı Fransız belasından kurtaracaktık.


Embesil Utrecht Dükü Paralı Asker kiralayarak bizi yenebileceğini sanıyor.

Breda'da yapılan muharebeyi kaybeden dük sonunda embesilliğinin farkına varmış olmalı.

Tam on yıl boyunca imparatorluk naipliği yapan Mary Lancaster, en sonunda tahtı 15 yaşına basan oğlu Leopold'e devretmek için uygun vaktin geldiğine karar vermiştir. Öncelikle Leopold 2. dereceden kuzeni olan (büyük dedesi I.Franz Stefan'ın başka bir büyük torunu) Krain'li Theresa Benedicta von Daum ile evlendirilir. Bundan birkaç gün sonra 3 Ekim 1582'de Aziz Stephan Katedrali'nde yapılan taç giyme töreniyle Mary Lancaster yetkilerini tamamiyle oğlu VIII.Leopold'e devreder. Tahta varis olarak ise Leopold'ün yeni doğan kuzeni olan ve babası Fransa Savaşı'nda hayatını kaybeden Franz Stefan getirillir.


Embesil Utrecht Dükü Paralı Asker kiralayarak bizi yenebileceğini sanıyor.

Breda'da yapılan muharebeyi kaybeden dük sonunda embesilliğinin farkına varmış olmalı.

Tam on yıl boyunca imparatorluk naipliği yapan Mary Lancaster, en sonunda tahtı 15 yaşına basan oğlu Leopold'e devretmek için uygun vaktin geldiğine karar vermiştir. Öncelikle Leopold 2. dereceden kuzeni olan (büyük dedesi I.Franz Stefan'ın başka bir büyük torunu) Krain'li Theresa Benedicta von Daum ile evlendirilir. Bundan birkaç gün sonra 3 Ekim 1582'de Aziz Stephan Katedrali'nde yapılan taç giyme töreniyle Mary Lancaster yetkilerini tamamiyle oğlu VIII.Leopold'e devreder. Tahta varis olarak ise Leopold'ün yeni doğan kuzeni olan ve babası Fransa Savaşı'nda hayatını kaybeden Franz Stefan getirillir.

Canım evladım Leopold, Ne yazık ki babanın ani ölümü onun sana bir vasiyet bırakmasına engel oldu. Bu sebepten dolayı ben sana kendi temennilerim hakkında yazacağım. Öncelikle kaderin bir tecellisi olarak baban gibi çok genç bir yaşta bir Fransa savaşı esnasında tahta çıktın. Bu savaş güçlü askerlerimiz ve güven veren müttefiklerimiz sayesinde tamamen bizim lehimize ve senin deneyim kazanman için biçilmiş bir kaftan. Ancak uzun vadeye bakmak gerekirse çok daha önemli bir görevin var: İmparatorlukta sözünü tekrar dinlenir hale getirmek. Sana bu yazıyı yazmamdan birkaç saat önce danışmanım bana yakında bizim ülkemize dahil olacak olan Bohemya'daki yerel yöneticilerin topluca sapkın Protestanlığa geçtiğini haber verdi. Bu da gösteriyor ki Protestanlık tehdidi halen devam ediyor. Benim başlattığım Katolikleştirme Hareketine devam etmeli ve ülkemize karşı kurulan komplo ittifakıyla dikkatli bir biçimde baş etmelisin. İç meselelere gelirsek söylemek istediğim iki önemli şey var. Birincisi, ülkemizi ilerde hangi doktrinlerle/fikirlerle yöneteceğin senin kararına kaldığı için bu konuda bir müdahalede bulunmadım yani bu alanda özgürsün. Diğer temennim ise ülkenin selameti için yolsuzluğu artmadan bitirmendir.
Dış politikaya gelince dedenin isteği olan ancak ne babanın ne benim vakit bulamadığımız Polonya seferini gerçekleştirmeni ve hakkımız olan Galiçya'yı ülkemize katmanı istiyorum. Danimarka ve Osmanlı devletleri ile ne yapacağın sana kalmış, ikisi de karşımızda diz çökecek zayıflıkta ancak Osmanlı Padişahı'nın adi bir biçimde babanın hayatını sonlandırdığını asla unutma! Dostlarımıza gelirsek, benim memleketim olan İngiltere ile aranı bozma. Bize olan güvenlerini ve yardımseverliklerini Osmanlı savaşı esnasında 30 bin askerle ta Sinop'a kadar gelerek kaleyi kuşatmalarıyla gösterdiler. İspanya'da ise babanın kuzeni Felipe var. İleriki dönemlerde istersen İspanya tahtını Avusturya Arşidüklüğü'ne bağlayabilirsin. Senden son isteğim ise babanın "doğudan yükselen güç" olarak tanımladığı Rusya'ya Habsburg hanedanını getirmen. Hala varisi olmayan Rus Çarı'nın ölmesi durumunda başa Habsburg Hanedanı geçecek ve arkamızda bizi destekleyen büyük bir askeri güç oluşacak.
Dış politikaya gelince dedenin isteği olan ancak ne babanın ne benim vakit bulamadığımız Polonya seferini gerçekleştirmeni ve hakkımız olan Galiçya'yı ülkemize katmanı istiyorum. Danimarka ve Osmanlı devletleri ile ne yapacağın sana kalmış, ikisi de karşımızda diz çökecek zayıflıkta ancak Osmanlı Padişahı'nın adi bir biçimde babanın hayatını sonlandırdığını asla unutma! Dostlarımıza gelirsek, benim memleketim olan İngiltere ile aranı bozma. Bize olan güvenlerini ve yardımseverliklerini Osmanlı savaşı esnasında 30 bin askerle ta Sinop'a kadar gelerek kaleyi kuşatmalarıyla gösterdiler. İspanya'da ise babanın kuzeni Felipe var. İleriki dönemlerde istersen İspanya tahtını Avusturya Arşidüklüğü'ne bağlayabilirsin. Senden son isteğim ise babanın "doğudan yükselen güç" olarak tanımladığı Rusya'ya Habsburg hanedanını getirmen. Hala varisi olmayan Rus Çarı'nın ölmesi durumunda başa Habsburg Hanedanı geçecek ve arkamızda bizi destekleyen büyük bir askeri güç oluşacak.



Babanın hükümdarlığından daha uzun ve güçlü bir hükümdarlık süreceğini umuyor, Habsburgları Avrupa'nın tek gücü haline getirmek yolunda büyük adımlar atacağına inanıyorum. Tanrı'nın da izniyle yolun açık olsun.
Annen, Mary Lancaster
Viyana, 3 Ekim 1582
SAVE
@Enesrar